Yolculuğumuzun ilk durağı Datça'ya gitmek üzere Dalaman'da uçaktan indik. O ne mütevazi havalimanıymış öyle! Küçük ama yeterli, yeşil ve her yerde kuş sesleri. Bavulları almak için geçtiğimiz koridor boyunca sıralanmış ağaçların güzelliğini görmek içime hoş bir huzur saldı. Sonra yerini bir korkuya bıraktı!
Her an en büyükle, en fazlayla, süperle, megayla ve daha onun gibi ne varsa onunla uyuyup, kalkan politikacının, yatırımcının, inşaatçının kurbanı olabilir burası da! Hem de göz açıp kapanyıncaya kadar. Ne de olsa memleket hali..
İstikamet Datça için yapılan 1/25.000 lik planın sunumunun yapıldığı Datça Forumu. Sunum Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı, ÖÇK'dan (Özel Çevre Koruma) yetkili ama Datça için oynanan oyunda kifayetsiz, sinirli genç plancılar tarafından yapılıyor. Salon tıklım tıklım. Üzerinde sekiz yıl çalışıldığı iddia edilen planın anlatımının ilk dakikalarından mesele çok net. Plan, plan falan değil, üstüne bir kaç teknoloji serpiştirilmiş tam bir planlama-ma örneği. Üstelik yöredeki tarımı bitirebilecek, turizm adı altında bakir kalan neresi varsa imara açmaya uğraşan, üzerinde 8 sene çalışıldığı idda edilen tam bir plansızlık.
Ertesi gün, ÖÇK'lı sinirli genç plancıların teknik gezisine dışarıdan yamanıyoruz. Heyet, devletin önce SİT alanı ilan edip, ardından bu yeni planla birlikte imara açtığı köylerden bir tanesinde duruyor. Bu köyden bir çok kişinin en değerli arazisi SİT alanı ilan edildiği sırada, birileri tarafından çok ucuza alınmış bile.
Köyden bir dede soruyor:
- Satın alan adam bu araziler size SİT, bize değil dedi. Bu ne demek bize bir anlatın hele?
Genç plancıların acı acı yüzüne bakıyorum. Ses yok!
Datça Knidos Afrodit'in çıplak güzelliğini ve Demeter'in tarımı ve bereketi simgelediği o topraklar. Şimdi ise turizm adı altında talancının dikeceği otelleri düşünürken gözünün içini parlatıyor belli ki!
İkinci durağımız Dalyan, İstuzu plajı. Biz oradayken o güzelim sahil ve çevresinin özel bir şirkete devredilme kararı üst mahkeme tarafından iptal edilmişti. Fakat şimdi mahkemenin‘Telafisi güç zararlar doğurur’diyerek gerekçelendirdiği iptal kararı iptal edilmiş durumda!
Doğa ananın insanoğlu dışında belki de en çok karettalara bahşettiği o güzelim kumsal yine insanlığın kar hırsının tehditi altında. Üzerinde bir kazık bile çakmanın kanunen yasak olduğu o cennet köşesinin sakini karetta, bir bakmışsın kapitalizm asasıyla bir ürüne dönüşmüş ve 1 dönüm üzerinde kaplumbağa şeklinde bir tesis doğal ve sürdürülebilir sayılmış.
Karettalı veya karettasız kar etmemek imkansız!!

Dalyan'dan artık İstanbul'a doğru gitmek için yola çıkıp, Milet yönünde dönmeyi planlamışken, geniş bir koyun üzerinde yükselmiş bilmem kaç yıldızlı otelin aymazlığına baka kalıp, kendimizi Didim, Altın Kum istikametinde bulduk. Altın Kum'un adına aldanıp, muhtemelen incecik sıcak kumlu sahilinde çadır kurmak hayallerindeyken, Ege'nin en akıl almaz tatil beldelerinden birine geldiğimizi anladığımda saat gece yarısını geçiyordu. Uykusuzluğun ağırlığı ile diretip, uyuyacak bir avuç kum veya sessiz bir ağaç altı bulabilmek için ben şahsen gördüklerime inanmak istemiyorken; o yakınlarda çadır alanı olabilir diye gösterilen alanı görünce, artık arabada uyumaya bile razıydım.
80'lerde ilk önce aldığı göçler nedeniyle başlamış yapılaşma, ardından tek tük siteler derken, 2000'lerde İngilizlerin bölgeye ilgisinden dolayı iş çığrından çıkmış. Beldenin her yerinden plansızlık ve keşmekeş akıyor. Şimdi bu meşhur Didim'de neredeyse herkes emlakçı ve her binanın altı bir emlak ofisi. Gözün görebildiği her yeri beton binalara bulamışız! Belli bu beton binalardan daha da inşa etmek istiyoruz ki, her evin garajına araba değil kepçe park edilmiş.
Beldedeki otelerimiz Apollon Tapınağı'nın o göğü yaran 20 metrelik sütununun bodur, beton replikalarıyla süslü. Yine süs olsun diye yerleştirilmiş dandik heykellerin harcı dökülmüş ve içinden demiri fırlamış hallerini görmekten bir zaman sonra yoruluyor insan.
Yani kısaca artık Ege'de bolluk, bereket, güzellik tanrı ve tanrıçalarının değil, azgın nefislerin yarattığı Turizm ve Rant tanrıları hükmünü sürüyor. Yaşadığımız bu güzel coğrafyanın değerini bilmez ve bu gidişata bir dur demez isek, geriye sahip olduğumuz güzelliklerden hiç bir şey kalmayacak!
not:Yukarıdaki fotoğraflar Gaziantep Zeugma Tapınağı'nda ortaya çıkarılan mozaiklerin tanıtımını üstüne basarak yapan devlet erkanımızın tavrı, memleketimizde korumanın ne anlama geldiğini anlatmak için temsili olarak kullanılmıştır. (Cumhuriyet gazetesi haberi)




