Bundan 6 sene önceydi.. Zamansal olarak bu kadar belki ama aradan ne kadar çok geçtiğini düşünmek, kafasal olarak beni ezip geçti şu an. Her şey bir anı ve geride kaldı demek istemezdim ama bal gibi öyle işte! Tayland! beni tepeden tırnağa etkileyen seyahat! Şimdi her kış ayağımda parmak arası çıpıdık terliklerim yerine altı lastik, içi miflon botlarımın içinde konservede sardalya formatında parmaklarım. Oysaki bugün İstanbul'un güneşli ve sıcak görünüp, güneşin ardında saklanmış o Mart soğunun dışarıda kalan yerlerimi bıçaklaması yerine, oraların sıcağında ter içinde şeker gibi erimeyi ne çok isterdim.
Hava şimdi güneşli ve soğuk evet ama yaz geldiğinde de yapışkan ve boğucu olacak aslında. Peki ya Asya'nın güneş altında şemsiyelerle dolaştıran tropik sıcağına varım da, neden İstanbul'un insanın boğazına nemli saç yumağı tıkamış, çırpındıkça terleten boğuculuğuna kötü kötü söyleyecek bir araba dolusu lafım var??
Bangkok'un öldürücü sıcağında ağzı mutluluktan bir karış açık, AC soğuğu hiç sevemediği halde, dükkanlara sanki bir şey almaya gelmiş gibi yalandan serinlemeye girip çıkan ben. İstanbul şehrimin göbeğinde sıcaktan ruhumu teslim noktasına geldiğim halde, bir püfürdeyen vapura atlayıp da, adada kendini denize atmaya zorsunmalarım neyin nesi?! Düşündüm, taşındım ve anladım ki:
Bu MEMLEKETİNDE TURİST OLABİLME ve OLAMAMA HALİ!! ile ilgli
Memleketinde turist olmayı bileceksin arkadaş yoksa hayatın tadını çıkarmak şöyle dursun doğduğun yere yabancılaşıyorsun! Her şey gözüne batıyor, aldığın tatlar zaten kekrimsi..
Hani şöyle azıcık kitap karıştırınca, İstanbul'u gelip gezmiş eli kalem tutan gördüklerini seyahatnamelerinde anlattan bir ton yazar var ya, mesela Pier Loti'yi anlatırlar..
Düşünüyorumda 20 sene oldu İstanbul'dayım, bir kez bile Pier Loti'de bir kahve söyleyip, İstanbul'un karşısına geçip kahvemi zevkle hüpürdetmedim. Hatta daha bu güne kadar hiç Eyüp sefalarında bir kayığın küreklerine asılıp bildiğim şarkıları boş vermiş bölük pörçük bile olsa, ardı ardına söylemedim. Hop ver elini Kilyos, cup suya ayyyy!! bugün hava ne hoş bee!! eydi, eğledi beni!! demişliğim bundan kimbilir kaç zaman önceydi. Yıldız Parkı'nda yaptığım yürüyüşlerin sayısı toplamda 1.
Ben bu güzel şehrin nimetlerinden yararlanma konsunda bu kadar tembel iken, İstanbul o kadar hızlı değişiyor, değiştiriliyor ki.. Ben sokaklara adımımı atamama ruhi haliyeti içindeyken, turistler ne çok bayılıyorlar bu şehre. eh en azından şimdilik diyelim ( ne oldum delisi olup, sahip olduğun tüm değer ve güzellikleri yerde bulduğun ekmek gibi öpüp başına koyman gerekirken , biz yüzyıllık surların arasına kalebodur döşemeye devam ettikçe gerisini siz düşünün işte!)
Yanlız hani bazen bu yaşına kadar kimbilir kaç kez geçtiğin o ezbere bildiğin sokaklarda sanki bir yabancıymışsın gibi bir his gelir ya, anlık.Ne güzeldir o his!! Yepyenidir o sokak senin için, keşfedilmemiş. Veya sırf bu duyguyu yaşmak için baygın gözlerimi yerden kaldırıp, insanların kafa hizası üstünden biraz yukarı, binaların omzunu gökyüzüne dayadığı yere odaklayaıp İstiklal caddesi boyunca yürümek.. Oh işte be dünya varmış!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder